Son Dersteki İki Konu
Hac ahkâmından bahseden Bakara 196. ayet çerçevesinde iki konu biraz daha geniş izaha muhtaç. O sebeple dersi dinleyenler bu yazıyı da okurlarsa iyi olacağı düşüncesindeyim.
1. Faizli krediyle/haram kazançla hacca gidilir mi konusu
2. Hz. Peygamberin müşriklerin yönetimindeki Mekke'ye umre için iki kez gitmesi doğrultusunda bu zamanda hacca/umreye gidilir mi konusu
1. Faizli krediyle/haram kazançla hacca gidilir mi konusu
Faiz bir haram kazançtır. Faizle borçlanmak da haramdır. Ancak haram kazançla/borçla hacca gidilir mi ya da hayır yapılır mı konusu ulema arasında tartışılmıştır. Hatta biz de geçen yılki derslerimizden birinde bu tartışmaya değinerek "haram parayla cami/hayır yapmanın doğru olmadığını, bundan sevap umulmaması gerektiğini" vurgulamıştık. Anlaşılması için bir örnek verelim: Bir adam düşünelim. Bu adam elindeki haram parayla kubbesiyle, mihrabıyla, minberiyle tastamam bir cami yapmış olsun. Bu kişi bu camiyi haram bir parayla yaptığı için bundan sevap umamaz. Bu örnekte zahiren ortada bir cami var mıdır? Yapı unsurları bakımından bu adamın cami yapmadığını kimse söyleyemez. Fakat manen bu kişi yanlış bir iş yapmış olur. İşte ulemamız da bu iki şeyi, yani hac ibadetinin "şeklen ve hukuken" gerçeklemesini ayrı, bu ibadette haram para kullanılmasının günahını ayrı değerlendirmiştir. Çünkü ikisi teknik açıdan hakikaten de ayrı şeylerdir. Bir diğer örnek: Bir başka adam haram kazancıyla Mekke'ye gidip diğer tüm hacıların yaptığı gibi haccını yaptığında bu kişiye dışarıdan bakan hiç kimse ona "sen hac yapmadın" diyemez. Çünkü bu kişi "zahiren/görünüş olarak" haccını yapmıştır. İhramını giymiştir, Arafat'a çıkmıştır, Müzdelife ve Mina'ya gitmiştir, ziyaret tavafını yapmıştır. Peki haram bir parayla bunu yapması uygun mudur? Bu başka bir konudur. Bu konuyu etüt eden Hanefi fakihlerinden İbn Âbidîn, benzer bir örnek vererek özetle şöyle der:
"Haccın kendisi –belli bir zamanda belli yerleri ziyaret etmek bakımından- haram değildir. Aksine bu uğurda haram para kullanmak haramdır. Bu, gasp edilmiş bir yerde namaz kılmaya benzer. Buradaki haramlık, gasp edilmiş yeri kullanmaktadır. Haram mal ile hac yapılması halinde hac sorumluluğunun kişinin üzerinden düşmesi böylece söz konusudur. Farzın düşmesi ile ibadetin kabul edilmemesi arasında bir çelişki yoktur. Dolayısıyla kişi, ibadeti kabul edilmediği için sevap kazanamayacaktır. Fakat hac görevini terk eden kimsenin uğrayacağı şekilde hac farzını terk etme ayıbıyla da ayıplanmaz. Nitekim kişi riya ile namaz kılsa veya oruç tutup bu sırada gıybet etse yaptığı ibadet şeklen sabit olur. Ancak sevaptan mahrum kalır. Burada da durum böyledir." (Reddü'l-muhtâr 2/456)
Görüldüğü gibi haccın şeklen yapılması başka haram para kullanımından doğacak günah ve sorumluluk başka şeydir.
2. Hz. Peygamberin müşriklerin yönetimindeki Mekke'ye umre için iki kez gitmesi doğrultusunda bu zamanda hacca/umreye gidilir mi konusu
Peygamber efendimiz (s.a.s.) yahudilerle beşeri ve ticari açıdan münasebet kurmuştur. Kendisine hizmet eden Yahudi bir çocuğu hastalanınca ziyaret etmiş (Buhârî, Cenâiz, 79), yemeğe davet eden bir Yahudi'nin davetine icabet etmiş (İbn Hanbel, III, 270), bir Yahudiden aldığı borca karşılık zırhını rehin dahi vermiştir (Buhârî, Cihâd, 89). Bununla beraber müşriklerle de alışveriş yapmıştır (Buhârî, Büyû’, 33). Müşriklerin yönetimindeki Kâbe'ye giderek umre yaptığı bilinmektedir. Bu esnada Hz. Meymûne annemizle evlenmiş, bir iyi niyet göstergesi olarak düğün yemeği pişirip kendilerine ikram etmek istediğini Mekkelilere bildirmiştir (İbn İshak, es-Sîre, 3/14). Siyeri okurken bu gibi gerçekleri görmezden gelemeyiz. Buradan hareketle "Bugün Mekke zalimlerin elinde. Oraya kazandırılan Amerika'ya gidiyor. Bugün hacca/umreye gitmek haramdır." demek, asıl haram olandır. Hac ibadeti gibi merkezi bir ibadetin mevcut politik durumdan ayrı değerlendirilmesi gerekir. Biz Mekke ehliyle savaş halinde değiliz. Kaldı ki günlük hayatımızda harcamamızın bir kısmı doğrudan ve dolaylı olarak gayri müslimlere gitmektedir.