📮 Yeni İtiraf #158
🗣️ Gönderen: Gizli
💌 İtiraf: Yaklaştım.
Babamın kapısı tamamen kapalı değildi.
Arada yalnızca birkaç santimetrelik bir boşluk vardı.
O boşluktan bir kadının sırtını gördüm.
Siyah saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu.
Babam tam karşısında duruyordu.
Ne konuştuklarını anlayamıyordum.
Sadece boğuk fısıltılar duyabiliyordum.
Sonra kadın elini kaldırdı.
Parmağında parlayan bir yüzük gördüm.
Zihnim bir anda boşaldı.
Ceyda'nın yüzüğü de neredeyse aynıydı.
O yüzüğü yalnızca birkaç saat önce kendi ellerimle onun parmağına takmıştım.
Bütün ailemin önünde.
Kapıya doğru bir adım attım.
Kapıyı itip açmak istiyordum.
İçeri dalmak istiyordum.
Babamın, evlendiğim gecenin daha ilk saatlerinde bana bunu nasıl yapabildiğini sormak istiyordum.
Ama yerimden kıpırdayamadım.
Babam konuştu.
Cümlenin tamamını duyamadım.
Sadece son kısmını seçebildim.
— ...Barış bunu asla öğrenmemeli.
Kadın bir şey söyledi.
Sesi o kadar alçaktı ki tek bir kelimesini bile anlayamadım.
Ama silueti...
Allah'ım.
Karşımda duran kişinin Ceyda olduğuna yemin edebilirdim.
Başım dönerek odama geri döndüm.
Beni kapının önünde dinlerken görmelerini istemiyordum.
Yatağın kenarına oturdum.
Ellerim titriyordu.
Telefonuma baktım.
00.48.
Beş dakika.
Hepsi bu kadardı.
Tam beş dakika sonra koridordan ayak sesleri geldi.
Kapı açıldı.
Ceyda içeri girdi.
Ben sadece ona baktım.
Bir elinde su şişesi vardı.
Diğer eli karnının üzerindeydi.
— Hâlâ uyumadın mı?
Cevap veremedim.
Yatağa doğru yürüdü.
— Aşağıya su almaya indim. Kramplarım çok kötü.
Sonra ağzımı kurutan bir şey fark ettim.
Ceyda'nın sabahlığı hâlâ sandalyenin üzerindeydi.
Babamın odasında gördüğümü sandığım kadının üzerindeki sabahlığın aynısı.
— Ne oldu? diye sordu Ceyda.
— Hiç.
— Yüzün bembeyaz olmuş.
— Bir şey olmadığını söyledim.
Yatağa girdi.
Birkaç dakika sonra yanımda huzur içinde nefes almaya başladı.
Ben ise bir an bile uyumadım.
Sabah saat yedide tek başıma aşağı indim.
Babam çoktan yemek salonunda oturmuş, kahvesini içiyordu.
Ütülü gömleği kusursuzdu.
Saçları her zamanki gibi özenle taranmıştı.
Sanki gece boyunca hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Bana baktı.
— Günaydın, oğlum.
Cevap vermedim.
Ellerine baktım.
Tırnak izi yoktu.
Çizik yoktu.
Şüpheli hiçbir şey yoktu.
Sonra gözlerimi merdivenlere çevirdim.
Bir kadının aşağı inmesini bekliyordum.
Kimse gelmedi.
Annemin küçük erkek kardeşi olan dayım Nihat, yemek salonunun bir köşesinde oturuyordu.
Göz göze geldiğimiz anda fincanını masaya bıraktı.
Bana eliyle işaret etti.
— Benimle gel.
Bahçeye çıktık.
Arkamızdan kapıyı kapattı.
— İyi uyudun mu?
— Hayır.
— Tahmin etmiştim.
Ona baktım.
— Neden?
Nihat dayım, içeride kimsenin bizi duymadığından emin olmak için pencerelere baktı.
Sonra sesini alçalttı.
— Dün gece koridorda seni gördüm.
İçim ürperdi.
— O zaman sen de gördün...
— İsim söyleme.
— Dayı, babamın odasında bir kadın vardı.
Nihat bir an gözlerini kapattı.
Sanki bu konuşmanın yapılmasını yıllardır bekliyormuş gibi.
— Ceyda olduğunu mu düşündün?
Bunu nasıl bildiğini anlayamıyordum.
— Kimdi o?
Cevap vermedi.
Cebinden eski bir anahtarlık çıkardı.
Anahtarlığın üzerinde diğer anahtarların arasında küçük, eski ve zamanla kararmış bir anahtar vardı.
Nihat anahtarı avucunun içinde sıkıca tuttu.
— Barış, şimdi sana söyleyeceklerimi çok dikkatli dinle. O kapı dün gece ilk kez açılmadı.
— Ne demek istiyorsun?
Nihat dayım kolumdan tuttu.
— Sana oraya kimin girdiğini söylemeden önce tam olarak ne gördüğünü bilmem gerekiyor.
— Bir kadın.
— Yüzünü gördün mü?
— Hayır.
— Sesini duydun mu?
— Net olarak değil.
Dayım bir süre sustu.
Sonra ihanete uğradığıma dair şüphemi çok daha korkunç bir şeyin başlangıcına dönüştüren o soruyu sordu:
— Barış... kadının sol elini görebildin mi?
Başımı sallayarak onayladım.
Nihat dayımın yüzündeki bütün renk çekildi.
Bakışlarını, hâlâ yemek salonunda oturan babama çevirdi.
Sonra neredeyse duyulmayacak bir sesle fısıldadı:
ℹ️ İtirafın Varsa
@itirafetrobot'a İlet